Memduh Selim
Orta Anadolu’da iki tane Mihina/Meyhanlı köyü vardır. Aslında ikisi birbirinden ayrılma. Bir tanesi Yazıcayır (Bira Mezin) ismi ile Konya Kulu ilçesine, diğeri de Aktaş (Bira Çuk) ismi ile Ankara Şereflikoçhisar ilçesine bağlı iki köy. Bu köyler birbirine çok yakın, 2-3 km uzaklıkta bir mesafede dolayısıyla Kulu ile Şereflikoçhisar ilçe sınırı tam ortalarından geçmektedir. Bira Biçuk, Murad BOZLAK’ın köyüdür. Köyün ilk okuyanıdır, ilk hukukçusu, avukattır. Baba tarafından köyün yerlisidir dolayısıyla Mihina aşiretine mensupdur. Annesinin ailesi ise halk arasında “93 Osmanlı-Rus Harbi” olarak bilinen savaş sonrasında 1800’lü yılların sonunda (1896) Ağrı’dan bu köye göçedip yerleşmiştir. Anne tarafından ailesi Xoybun örgütünce organize edilen Ağrı isyanının/direnişinin önemli ailelerinden olan Şipkan aşiretine mensuprur. Bu isyanın önderlerinden biri de Halis Beg (Halis ÖZTÜRK)’dir. Anne tarafından Murad BOZLAK’ın dayısı olan Halis Beg’in kendisi ile adlandırılmış Halis isimli dayısı da vardır. Hatta 1950 – 1960’lı yıllarda Halis ÖZTÜRK Murad BOZLAK’ın köyüne sık sık gelip gitmiştir.
1987 yılında dönemin partilerinden SHP’den Konya ilinden milletvekili aday adayı olur. Yapılan önseçim sonrasında 2. Sıra milletvekili adayı olur. Fakat seçilemez. Bu süreçte SHP içinde politika yapan Kürt siyasetçiler ile yakın ilişki içindedir, onlarla birlikte hareket eder, görüş alışverişinde bulunur. 1989 yılında SHP içindeki Kürt milletvekillerinin Paris’te yapılan Kürt konferansına katılmaları nedeni ile partiden ihraçları ile başlayan yeni süreçte hiç tereddüt etmeden onlarla birlikte hareket eder. Alınan ihraç kararına sert tepki verenlerdendir. Yeni bir parti oluşumuna dair çalışmalarda aktif olarak yer alır ve çalışmalar sonrasında kurulmasına karar verilen HEP(Halkın Emek Partisi)’de üst düzey görev alır. İhraç sürecinden başlayarak Ankara Sıhhiye Strazburg caddesinde bulunan avukatlık bürosu Kürt siyasetçilerin uğrak yeri haline gelmiştir. Kürtlerin siyaset adresindeki yeni oluşumlara ve bu oluşumlardaki politikalarına dair yoğun sohbetlerin mekanı olmuştur. Türkiye’deki legal Kürt siyasetinin ilk yapıldığı parti olarak kabul edilen HEP’te başlayan bu süreç ölümüne kadar kurulan tüm legal Kürt sorunu öncelikli partilerde devam etmiştir. Siyasal alandaki tüm emeğini, duyarlılığını bu partilere vermiştir.
HEP kapatıldıktan sonra DEP (Demokrasi Partisi) kurulur. DEP’de Genel Sekreter görevini yürütmektedir. 1993-1994 yıllarıdır. Türkiye’nin karanlık yılları, çok sayıda insanın öldürüldüğü yıllardır. Legal Kürt siyaseti üzerindeki baskıların artık insanı yok etmeye evrildiği karanlık yıllar. Kürt gazeteciler, aydınlar, siyasetçiler ve vatandaşlar öldürülmekte. Öldürülecek insanların listesinin elinde olduğu ifade edilen bir başbakanın ve ekibinin yönetimindeki Türkiye’de Kürt sorununu esas alan bir siyaset yürütmek kolay olmasa gerek. Genel Sekreteri olduğu DEP’in Mardin milletvekili Mehmet SİNCAR yanındakilerle birlikte öldürülür. Partinin çok sayıda yöneticisi, üyesi öldürülür. Sıra her an herkese, Kürdi duyarlılığı olan herkese gelebilir. Özellikle DEP’de siyaset yapan herkese. 1994 yılının sonbaharında bir gece Ankara Keçiören’deki evinin kapısı karanlık güçler tarafından çalınır. Vücuduna çok sayıda kurşun isabet eder. Zorlu, uzun, tedirgin geçen günler içinde süren tedavi sonrası yaşama döner. Vücudunun birçok yerine aldığı kurşun darbeleri doğrudan yaşamına kastetmiştir. Şans eseri ağır yaralı olarak kurtuIduğu bu saldırı, mücadele azmini kırmadığı gibi Kürt halkının mücadelesine sunacağı katkıyı daha da büyütecek sunmasına vesile olmuştur. 1995 yılında kurulan HADEP’e (Halkın Demokrasi Partisi) genel başkan olmuş ve uzun yıllar bu görevi sürdürmüştür.
1991 yılı sonbaharında yapılan genel seçimler öncesinde, önce dönemin partilerinden Refah Partisi ile daha sonrasında ise SHP ile Kürd siyasetçiler adına yapılan ittifak görüşmelerinde aktif rol oynamıştır. Refah Partisi ile yapılan görüşmelerin olumlu bir noktaya gelmesine rağmen Necmettin ERBAKAN’ın bunu engellediğini, MHP ile ittifak yapmayı tercih ettiğini, dönemin Refah Partisinin önemli aktörlerinden olan Mardin’li Fehim ADAK’ın Kürt siyaseti ile ittifak yapılması konusunda çok çaba gösterdiğini ifade ediyordu.
Parti bünyesindeki aktif siyasal çalışmalarına paralel olarak üyesi olduğu Ankara Barosu’na kayıtlı Kürd avukatların da kendi kimlikleri ile varolması, baro seçimlerine bu kimlikleri ile katılması, Kürd sorunu çerçevesinde işlenen hukuksuzlukların engellenmesi ve deşifre edilmesi çalışmaları yapmak üzere bir grup avukat arkadaşı ile birlikte Ankara Barosu bünyesinde sonradan hep “yurtsever avukatlar” olarak bilinecek grubun 1990’lı yılların başında oluşmasına öncülük edenlerdendir. Bu grubun her iki yılda bir yapılan baro seçimlerinde kendi kimliği ile seçim çalışmalarına katılmasının gelenekselleşmesi ve yaygınlaşması bu çalışmalar ile sağlanmıştır. 1996 yılında üyesi olduğu Ankara Barosunun seçimleri vardır. Seçimlerde Yurtsever Kürd avukatlar, solcu avukatlarla birlikte davranma, ortak gösterilen adayın desteklenmesi, bunun için çalışma yürütülmesi kararı alınmıştır. Murad BOZLAK bu çalışmayı yürüten ekibin içindedir. Seçim günü seçimin yapıldığı salonun önünde toplanan tüm taraflar oy kullanmaya gelenlere, hazırladıkları bildirirleri dağıtmak suretiyle destekledikleri listeye oy toplamaya çalışmaktadır. Yurtsever Kürd avukatlar grubunun başında bulunan Murad BOZLAK’ın yanına, sosyal demokrat listeden aday olan hemşehrisi Kürd bir avukat gelir ve kendisine “Abi biz hemşeriyiz, oyunuzu bana vermenizi bekliyorum” der. Bunun üzerine Murad Abi “Biz Kürdüz, bizim için aslolan bu bağdır, bırak hemşehriliği, biz listemize oy vereceğiz” der.
1996 yılında Ankara 19 Mayıs Kapalı Spor Salonunda HADEP’in genel merkez kongresi yapılmaktadır. Kürsüde elinde mikrofon ile konuşan Genel Başkan Murad BOZLAK’tır. Konuşma devam ederken bir anda birileri tarafından kürsünün arka tarafında aslı duran Türk Bayrağı bağlandığı yerden çözülmek sureti ile indirilir ve kısa sürede salon karışır. Bütün televizyonlar bu haberi vermeye başlar. Türkiye gündemi olur. Arkasından gözaltı ve tutuklarnalar başlar. Genel Merkez yöneticileri ve Ankara İl yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu gözaltına alınıp tutuklanır ve Ankara-Elmadağ ilçesi cezaevine konulur. Bu cezaevi pek siyasi mahpus görmüş bir cezaevi değildir. Hem koşulları hem de fiziki durumu buna uygun değildir. Fakat Genel başkan Murad BOZLAK’ın dirayetli duruşu, hem içeridekilere hem de dışarıdaki yakınlarına ciddi bir moral kaynağı olmuş ve uzun süreli bu cezaevi süreci atlatılmıştır. Bu cezaevinde kaldıkları dönemde bir gün cezaevinin bağlı bulunduğu Elmadağ Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli iki savcı cezaevini ziyarete/denetlemeye gelir. Bu savcılar içerideki mahpusları ve koşullarını görmek için Murad BOZLAK ve arkadaşlarının kaldığı koğuşa gelir. Koğuşta genel merkez ve Ankara il yöneticileri olmak üzere yaklaşık 20 kişi vardır. Savcılardan genç olanı Murad BOZLAK ile Kürt Sorununa dair siyasi bir tartışmaya girer. Mahpus Murad BOZLAK, tarafların eşit koşullarda bulunmadığı bu tartışma esnasında siyasal düşüncelerinden hiç ödün vermeden, devletin cezaevinde devletin savcısına düşüncelerini açık bir biçimde ifade etmek suretiyle tartışmayı sürdürür. Bu arada yaşça biraz daha büyük olan diğer savcı tartışmaya hiç katılmadan tartışmayı dinlemektedir. Bir süre sonra tartışma sonlanır ve yaşlı olan savcı, tartışmaya taraf olan savcının koğuş içerisinde biraz uzaklaşmasını fırsat bilerek Murad BOZLAK’a yaklaşır ve kısık ama heyecan ve sevinç içeren bir sesle Kürtçe “Ez kurbané we me” deyip kenara çekilir. Murad BOZLAK birden şaşırır ama açık vermez. Daha sonradan öğrenilir ki bu savcı Elmadağ’a sürgün gönderilmiş Erzurum’lu Kürt bir savcıdır.
1999 yılı sonbaharında PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN bulunduğu Suriye’den uluslararası bir komplo çerçevesinde çıkmak zorunda kalır. Kalacağı yer sorunu ve bulunduğu yer belirsizliği ciddi bir gerginliğe neden olmakta idi. Bu belirsizliğe dikkat çekmek ve bu belirsizliğin giderilmesi için dönemin partisi HADEP’in parti binalarında açlık grevleri ve oturma eylemleri yapılmaya başlandı. Kısa bir süre sonra kolluk kuvvetleri tarafından Türkiye’de ve Kürdistan’da bulunan parti binaları basılıp açlık grevi/oturma eylemi yapan parti üyeleri, yöneticileri gözaltına alınmaya başlandı. Bu gözaltı furyası genel merkez yöneticilerine de sıçradı ve Genel Başkan Murad BOZLAK başta olmak üzere Ankara’da bulunan çok sayıda genel merkez yöneticisi ile Ankara İl yöneticisi gözaltına alınıp tutuklandı. Bu sefer de Ankara’nın ilçesi olan Güdül’deki Güdül Cezaevi süreci başladı. Aynı dönemde değerli bilim insanı, dost Haluk GERGER hocada, düşüncelerinden dolayı aldığı cezayı çekmek üzere aynı cezaevinde bulunuyordu. Murad BOZLAK, arkadaşları ve Haluk Hoca, sürekli gelen ziyaretçiler, avukatlar, cezaevine gelen ve okunan kitaplar, yapılan entelektüel tartışmalar, hayli eski, yıpranmış tipik bir orta Anadolu ilçesi olan Güdül’deki bu cezaevini görünür kılmış, cezaevi görevlilerini dahi heyecanlandırmış, sonraki nesillere heyecanla aktaracakları anılar biriktirmelerine neden olmuştur.
12 Haziran 2011 tarihinde Adana ilinden bağımsız milletvekili adayıdır. Bir önceki genel seçimde aynı siyasal ânlayışın bağımsız milletvekili adayı 51.000 oy almıştır. Milletvekili seçilebilmek için 72.000 dolayında oy gereklidir. Çok yoğun bir seçim çalışması yürütülmüş ve seçim günü gelip çatmıştır. Seçime kısa bir süre kala açılan telefon üzerine seçim günü Adana’ya seçim ve sayma yardımcı olmak için iki arkadaşla birlikte seçim sabahı Adana’ya gittik. Sabah saat: 06.00 da buluşup kısa bir görüşmeden sonra belirten bir teşekkür konuşması yapıp coşkulu ve sevinçli kidenin evlerine gidip dinlenmesini talep etti.
Murad BOZLAK, Kürdistan illerinden seçilmiş bir milletvekili olması da aldığı oyların çok büyük bir çoğunluğunun Adana’da yaşayan Kürd nüfustan geldiği açıktı. Adana’nın her yerinde yaşayan Kürd nüfustan insanlar var. Fakat Adana’nın bir bölgesinin Murad BOZLAK ve Orta Anadolu Kürdleri için ayrıca bir öneminin olduğunu düşünüyorum. Bu da şudur; Bu seçimde görev aldığım Yüreğir ilçesinde çalışma yürütürken bu ilçenin sınırları içerisindeki antik Misis harabelerine rastladım. Daha önce bu ismi duymuşluğum vardı ama Yüreğir ilçesi sınırları içerisinde olduğunu bilmiyordum. Birçoğumuzun bu ismi Orta Anadolu Kürdlerinin Kürdistan’dan göç/sürgün sürecine dair büyüklerinden dinledikleri anlatımlarda duyduğunu tahmin ediyorum. Çukurova’nın geneli özel olarak da Misis bölgesi, Orta Anadolu Kürdleri’nin ataIarının göç/sürgün esnasındaki önemli duraklarındandır. Detayı araştırılmaya muhtaçtır. İşte Murad BOZLAK ata-dedelerinin önemli sürgün/göç mekanlarından olan bir bölgeden milletvekili seçilmiştir.
Türkiye ve Kürdistan’da 1960 ve 1970’li yıllardan itibaren başlayan köyden kente göç, göçeden insanların özellikle 1980’li yıllardan itibaren “kamusal alan” ile tanışmalarına neden olmuştur. Bu tanımlama geç yapılmasına rağmen devletin resmi kurumları/devlet daireleri, okullar, medya, belediyeler vb. yerlerin kamusal alan olduğu, buraların özel alan gibi olmadığı bu yüzden buralarda Kürtçe dilinin hiçbir yerinin olmadığı, kullanım teşebbüsünün çok tehlikeli olduğu, önceki kuşaklarca yaşanan tecrübeler de hatırlandığında hemen fark ediliyordu. Bu yüzden özellikle 1980’li yıllarda kamusal alan içinde saydığı herhangi bir gazete de, herhangi bir haberin içinde “Kürd” kelimesini gören her Kürd, bu kelimenin hangi bağlamda kullanıldığına bakmaksızın heyecanlanır, haberi birçok kez okur, yakınlarına haber verir, anlatır, haberi içeren gazeteyi saklardr. Kamusal alan içinde sayılıp sayılmayacağı tartışmalı olan medya organlarından bir gazete haberindeki bir kelime her Kürd’ü heyecanlandırmıştır. Çünkü Kürd/Kürtçe sadece sınırlı olarak özel hayatta vardır. Kamusal hayatta yokluk, bunu yaşayan her Kürd’ün yüreğinde bir acı yaşatmış, ötekileştirmiş, üzmüş, dipten dibe de isyan duygusunu büyütmüştür. 2000’li yılların ilk yarısında Irak ülkesi sınırları içerisindeki Güney Kürdistan’da bir Kürdi siyasal yapı ve idare oluşmaya başladı. Bu tarihlerde Murad BOZLAK ve bir grup arkadaşı, Güney Kürdistan siyasal otoritesi tarafından ülkeye davet edilmişti. Dönüş sonrasında yaptığımız sohbette, hakim siyasal güç ile belirgin olan siyasal düşünce farklılığını hiç konuşmak istemiyordu. Fakat gördüğü, yaşadığı bir takım şeyler O’nu çok mutlu ve heyecanla dönmesini sağlamıştı. “Bırakın şu, bu siyaseti, trafik polisi dahi seninle Kürtçe konuşuyor, tabelalar Kürtçe yazılı, tüm resmi dairelerde Kürtçe konuşuluyor bu çok çok önemli” diyordu. Bu gün Türkiye sınırları içerisinde uzun ve ağır bedelli mücadeleler sonrasında sınırlı ve yasal güvenceden yoksun olsa da edinilmiş Kürtçe-kamusal alan ilişkisi (çok dilli belediyeler, Kürtçe tabelalar, Kürtçe isim vb.), bunun yokluğunu hayatının önceki dönemlerinde yaşamış bianlar için çok önemlidir. İşte 1970 – 1980’li yıllarda bir gazete haberinde geçen “Kürd” kelimesinin, kamusal alanın Kürdleri gördüğünü/bildiğini düşündürerek verdiği heyecanı yaşayan kuşaktan olan Murad BOZLAK’ın, Güney Kürdistan’da gördüğü kamusal alana bir nebze girmiş Kürtçe/Kürtdiilik dolayısıyla yaşadığını belirttiğimiz heyecanı taşımasını anlamak gerekir.
Kürdi hareket ile ilişkisi, sorunun ne’liğine, çözüm pratiklerine dair düşünsel farklılıklardan öte, Kürdlerin yaşadıkları ağır mağduriyetlerin, haksızlıkların giderilmesi, gasbedilen haklarının geri verilmesi yönündeki saf insani duyarlılığa ve bunun yarattığı sorumluluğa dayalı idi. Bu duyarlılık ve sorumluluk, hiçbir beklenti içinde olmadan halkı için dağlarda mücadele eden, hayatını cezaevinde geçiren, hayatını mücadeleye adayan insanların yanında olmasını sağladı. Her türlü siyasal düşünce farklılığından öte saf bir Kürdiliğin, Kürdlerin mücadelesi açısından çok önemli olduğunu hayata veda ederken de göstermiştir. Ölümü halinde üyesi olduğu TBMM’de resmi bir tören yapılmasını istemediğini vasiyet etmişti ve vasiyeti de yerine getirildi.
Bu gün sürdürülen özellikle legal Kürd siyasetinin başta Murad BOZLAK olmak üzere 90’lı yılların cesur ve yiğit insanlarının verdiği mücadele azmi üzerine kurulu olduğunu, bu insanların ölüm dahil olmak üzere her türlü açık ve kapalı saldırıya göğüs germe cesaretinin Kürdi siyasal hareketin büyümesine ciddi katkı sunduğunu, bunu gören karanlık güçlerin, bu azmin mimarlarını ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yaptığını, Murad BOZLAK’ında 1990’lı yıllarda bu yüzden kurşunlara hedef olduğunu unutmamak gerekir.
Sonsuzluğa uğurlama töreninde konuşan bir kısım dava arkadaşları Murad BOZLAK için;
Hatip DİCLE:
Yollarımız hiç ayrılmadı
“Yollarımız hiç ayrılmadı. Belki uzun cezaevi yılları oldu, fiziken ayrıldık ama yüreğimiz ve beynimiz aynı idealler uğruna çarptı. Murat arkadaşımız için çok şey söylenebilir ama onun yiğitliği fedakarlığı asla tartışma konusu yapılamaz.”
Ertuğrul KÜRKÇÜ:
Yolun açık olsun heval
“Bugün HADEP’in unutulmaz cesur başkanı, HDP Milletvekili yoldaşımız Murat Bozlak’ı halkların kalbine uğurluyoruz. Sadece Kürt halkının bir şehidini değil, bizim de şehidimizi sonsuzluğa uğurluyoruz. Artık senin, benim değil bizim şehitlerimiz var. Yolun açık olsun heval”
Gülten KIŞANAK:
Her ölüm acı ve zamansız
“Her ölüm acı ve zamansız. Ancak Murat Bozlak’ın yüreklerde bıraktığı acı hiç bir zaman dinmeyecek kadar büyük. Murat başkanla aynı partide milletvekilliği yaptık, kendisinin duruşu, ‘halka sevdalı nasıl yaşanır’ı gösteren bir duruştu.”
Selahattin DEMİRTAŞ:
Onların sayesinde buradayız
“Elbette ölüm Allah’ın emri, hepimiz çaresiz ölüm karşısında. Fakat bizlere büyük miras bırakanların yarattığı gurur, bıraktıkları acı kadar büyük. Murat Bozlak, benim gençlik çalışmalarımda bulunduğum günlerde genel başkandı. O günlerden bugünlere her zamankinden daha güçlü, kararlı ve inançlıyız. Geriye dönüp baktığımızda onların o zorlu dönemdeki dik duruşları sayesinde bugün buradayız.
“Korkunun sokakları teslim aldığı günlerde kahramanca, yiğitçe, faşizmin yüzüne tüküren yiğitler sayesinde, Murat Bozlak gibi yiğitler sayesinde bulunduğumuz noktadayız. Eğer onlar rüzgarın yönüne göre kendi geleceklerini düşünerek eğilmiş olsalardı, bugün burada olmayacaktık. Murat Bozlak bütün şehitlerimiz gibi bizlere kutsal bir emanet bıraktı. Gözü arkada kalmasın. Bizler devredilen bayrağın yere düşmemesi için elimizden geleni yapacağız.” şeklinde konuşmalar yapmışlardır.
Ölümünden sonra yazar İsmail Beşikçi, Murat BOZLAK ile ilgili olarak yazdığı yazıyı şöyle sonlandırıyordu: “Murat Bozlak, Kürdi, Kürdistanı bir arkadaşımızdı. Murat Bozlak’ı her zaman sevgiyle anacağız.”
Sevgili Murad Abi dostlarım, dava arkadaşların, Kürd halkı seni her zaman sevgi ve saygı ile yadedecektir, rahat uyu.
17.06.2016